21/10/2009 - ŞÜKEYRA-7(DÜŞ)
Düş bitti. Kendi içine kıvrılan kalp ayrılığın şeddesiyle sus verirken, karanlığa dokunan bakışlarımın fersizliğiyle ağladım. Düş düşerken biterse gözyaşı ağrıyormuş aşkın. Karanlıktan aşağı yuvarlan, git ve gel; sensizlik (dokuz) adım Şükeyra.
Âlemi dolaştım, sırtımda yorgun yıllar. Yüzüm eskidi aynaları kırmaktan. Saçlarımda tozlu yağmurlar, omzumda unutulmuş kar yığınları. Dolaştım dağ, bayır, dere, tepe… Hırçın rüzgârlara çarptım sesimi. Denizin koyu mavisine gömdüm gövdemi. Sonsuzluğun yolcusuydum. Sonumu göremedin Şükeyra. Tenhasızlığı bıçaklanmış kentin yüzünde tufan yarasıydım. Sabra tespih tanesi kadar yakınken gözlerinin ışıkları altında darbelenmişliğimi parlattım. Uyu Şükeyra. Uyandığında hiç kimsenin rüyası olmayacaksın.
Üstüne kasem verilen aşkın üstüne kar yağarken ayaza tutulan düşlerimden başladım eksilmeye. Gözlerinin ışığı hiç sönmeyen aşkın ilk kavşağından sensizliğe saptım. ‘Bana ayrılığı öğretmemiştin’ diye kırılan sesinin yankısından çığ yürüdü kalbime. Rüzgârlarda aksi kalmışken kokunun tenimi hangi kezzap ayıplar şimdi Şükeyra? Yığınlarca satırlarda adını yakmışken gülsün müydü aşkın kederine yenilen kaderim? Sürmeli gözlerimi bir amin sonrasında sus en iyisi Şükeyra.
Sözsüzlüğün dirilen yanlarına kanlı karanfiller diktim. Kederi ekerek geçtim ekimden. Durulmayan acı göllerinde terkten kalan cümleleri yüzdürdüm ama aşk hâlâ bulanık. Durduk yere gelen ayrılığa olmadı gömleğim. Ya yırtılmalıydı gömlek ya da ben yırtılmalıydım gömlek için. Hazana kastım yoktu, acıyı bekledim ölebileyim diye. Güz yaprakları savrulurken içime, bir dilek tuttum yüzün kalbimden cayarken. Şimdi kabulsüz duaların ertesinde gitmeni bekliyorum ve gideceğim biliyorum. Aşktan menkul heveslerime tereddüt odalarında intihar libası biçtim. Göründüğü gibi miydi aşk ya da göründüğü gibi olamamanın cezası mıydı ayna? Şükeyra, sen gördüğünün bedelini öderken kalbin duasını esrarında bırakmışsın. Bu kadar eski değildim ve bu kadar yalan değildi karanlığım. Ahdine vefa verdin, derdime tufan oldun. Ahde vefa değil derde vefaymış aşk Şükeyra.
Hiç kimsenin ezberinden geçen yalınayak bir şarkı değildim; öyle sokak duldasında söylenen. Darp izleriyle ezilen yüreğime hançer değdirtmedim hiç. Hiç kimse her şeyliğime soyunup ruhumu giyinemedi bir defa bile. Sonbaharın kapısında bağdaş kurup otururken yapraklara adımı yazdırtmadım hiç. Ezberimde gözlerinin cennetten çıkmış hâli. Kırgınlığından eskidi kapanıp kaldığım eşiklerin. İnsan hâlimle geçerken kapılarından, hiç mi göremedin sır olduğumu Şükeyra? Dizlerinde kan çiçekleri… Ezilmiş, yıpranmış çocukluğunun buhranları ceplerinde tıpkı kent yağmuru. Hiç kimse aşktan ölmez ya, yaralarıma sıcaklığını sür de aşk ölmesin Şükeyra.
Sağırlığına ne ses varabildi, ne merhem sürdün yaramın derinliğine. Benliğinde aşk kıyametti: Benim göğümü dürdün. Akşamlara çarptım saçlarımı. Sen kokarken yalnızlığımla yıkadım ellerimi. İntihardan ödünç aldığım emanet hayatlarla yaşamayı öğrenirken bileğimde sendeledi kaç çiçekleri. Gecenin azametiyle yırttım şafağı da sabahın meramına güç yetiremedim. Sesimdeki umuda bak Şükeyra, tutunuyor bir şarkının en sevi notasına. Hâlâ seni uyurken tersinden okunan bir sol anahtar yutturma aşka.
Aşkın merhameti ayrılık kadarmış Şükeyra. Kıyasıya hüzün, kıyasıya karanlık… Düş görmez uykuların sapağında dikenleri batırdım rüyama. Hayra yorulmadan yoruldu rüyam. Bilebilseydim hatırlayamadıklarımı unuttuklarıma sen diyecektim nerdeyse. Mahkûmiyetin sürgünlüğüydü kalemin dilinden aşk hüviyetiyle yazılan. Aslı cinayet, sureti düş olan bu hayalin fırtınasına dayanamadı cismimin cürümü. Dokunma Şükeyra, yalnızlığın adı sen olanı sen olmadığında geçiyor ancak.
Kangren yaralarla yaşadı içim. Ruhumda parlarken ay, kar soğukluğuna yattı düşüm. Üşüdüm kalbin en aşk yerinde. Canıma ilmek atan acıyı mezar taşlarında okudum rasgele. Dikenler batarken ellerime, gül kanadı yüreğimde. Sen aşkın hangi susuşunu üstlendin ki gözlerinden harflerle geçemedim Şükeyra? Bir cümlenin en kırılgan yerinde yağmur yağdı dudağıma. Ömrün ıslaklığına meydan okudum aşkın peşi sıra. Yitirmiştim oysa varda yokta ne varsa.
Bir hiç kalabilecek kadar boşluğa saplandım. Sırtımda Ankara’dan kalan karlar. Uçurum böylesine derin gelir mi düşmüşlüğünü kalbe yaftalayana Şükeyra? İdam sehpası önlerinde grevlerce açlıkta umudum. Bitmeye hevesim kalmadı, gel intihar çekelim ömrün geri kalanının gözlerine sürme niyetine. Özlemekten yırtılan yanlarına gelinlik giydir. Methedilmemiş düşlere doğru sür saçlarının kokusunu. Kent avlularında dolunayı avut. Gel gülümse aşkın ilk harfine ölmek için.
Karabasanları yırttı cesaretim. Raflardan topladım sensizliği, toprağın bağrına gömdüm rüzgârın elleriyle. Yelesinde fırtına koparan ak atların kişnemesiyle uyandım sabahlara. Ömrüme aç yattım doymadan uyandım aynalara. Erken doğum riski taşımamışım, annem öyle söyledi ama erken ölüm riski taşıyordum ya Şükeyra sende ölmeye gelmiştim, gittim, gidemedim, kaldım, kokunda kalakaldım.
Sırtına doğru ağladım buz mavisi duvarların. Titrekti gözyaşlarımın rengi. Sahi sen duvarlarda unuttun mu yüzünün aksini Şükeyra? Çığlığın resmi geçit törenlerinde sesin gayrı resmi kaldı mı boğazına? Susup kalmayı dilerken balçıktan yaratılmışlardan oldum. Allah’a çok şükür; ya bir de ölümsüz yaratsaydı?: Seni hiç bilemezdim o zaman Şükeyra. Sen başka biri, sen başka bir şey ama herkesin tanıdığı benden başka bir şeysin.
Yoklukla gelen yoklukla gidermiş Şükeyra.
CENGİZHAN KONUŞ 2009/EKİM 17
|
|
Yorum yaz!
|

|
Hakkımda
MEVLANA YALNIZI KENTLER...
Kategoriler
Arkadaşlarım
ogzulmart zerdustle halbarad Blogcu Yardım siiryarismasi yagmuradam22 aselonya blueanger asligulerr dilemme esma aydın kuyuyatasatanlar tiyatroistanbul ilhamiturk alasnara kepikec aslı izgi narisevdafm BAŞBUĞ ALPHAN
|