29/7/2009 - DİNLE SEVGİLİ ÜLKEM...
Gece… Kanter içinde gece… Herkes ve her şey uykuda ama uyuyamayanlar da çok. Yaz aylarının nemli havası soluğuma yapışıp kalıyor. Saçlarımdaki ter kokusu boğazımdan aşağıya akıyor kekremsi bir tatla. Uzaklardan köpek havlamaları geliyor karanlığa kurşun sıkarcasına. Birileri bir yerlerde ‘’örtülü’’ işler yapmak için geceyi beklese de karanlığa saklanmayıp güpegündüz kirliliğe bulaşmış olanlar da var. Arada sırada ana caddeden geçen araçların homurtuları duyuluyor. Aslında anlatılacak gibi değil ama anlatmak elzemlikten kaynaklanıyor. Susmak abes, konuşmak erdem. Durmak suç, koşmak haklılık. Geçmiş geleceğin aynası, bugününse ta kendisi yine. Geçmişle geleceğin arasındaki köprüde ‘’dünden özerk bugün’’ü yaşamaya, yarını inşa ederken ayakta kalmaya çalışıyoruz bin bir meşakkatle. Korkularımız, telaşımız, sızımız, yarılan yaralarımız her şeyin göstergesi aslında. Kabus görüyoruz bütün azalarımız ve en çok da gözlerimiz uyanıkken. Bilmek ister misin? O halde dinle sevgili ülkem... Bundan tam 86 yıl önce bütünün parçalanmasıyla kurulan sonrada kendi bütünlüğünü oluşturan toprağın, adına vatan dediğimiz kutsallığın çocuklarıyız, halkınız yani. Türk’ü, Kürt’ü, Çerkez’i, Laz’ı, Ermeni’si, Süryani’si vs. hepimiz senin parçalarınız. Bir vücut için kol, bacak, göz, kulak, burun ne ise her birimiz de senin için aynı öneme haiz ama hepimiz aynı zamanda hem kalbiz hem başız. Hayatının devamı için şartız, olmazsa olmazız. Ama 86 yıla ne acılar, ne yıkımlar ve ne kalp yaralanmaları sığdırdık biliyor musun sevgili ülkem? Sahipliğini sahiplenmiş olan ‘’sahipler’’, kendilerini senin sahibin zannederek hukuka, adalete, özgürlüğe, insanlığa tecavüz edenler bürokratik saltanatın yıkımlarına tabi tuttular bizi. Darbelerle, muhtıralarla, parmak sallamalarla sindirmeye, ezmeye, koyun sürüsü gibi oradan oraya sürüklemeye çalıştılar. Başımızın üstünde demir yumruk olup kafasını kaldıranın kafasında -hakları olmadığı halde- şiddetin tüm şekillerini denediler. İdeolojik sınamalarla bünyemizi delik deşik ettiler. Solcusun dediler fikrimizi yıktılar, kitaplarımız yaktılar. Sağcısın dediler yolumuzu kestiler, c5’lerde ömrümüzü çürüttüler. Dindarsın dediler dinimizi vicdanlarımıza hapsederek kamusal alanları kurtarılmış bölgelere çevirdiler. Kürtsün dediler dağ başlarında çırılçıplak soyarak karınca yuvasına oturttular, bedenlerimizi asit kuyularına gömüp üstümüze beton döktüler. Yasadışı demokrasilerle bize fotosentez solunuma mecbur bıraktılar. Kendilerini anayasal güvencelerle koruma altına alıp dokunulmazlık zırhına bürünerek suçlarından, illegalliklerinden aklanmaya çalıştılar. Kendi statükolarını her şeyin ve herkesin üstünde görürken bizi adaletten ve özgürlükten arındırılmış bölgelere hapsettiler. Demokrasinin savunuculuğunu üstlenirken bizleri psikolojik, sosyolojik, demokratik(!) ve ekonomik çöküntülerle antidemokratik eylemlerine lojistik arenalar oluşturdular. Hukuktan bahsettiler, adaletten, özgürlükten, insan haklarından, demokrasiden bahsettiler. Bunlardan bahsederken halkını değil kendi feodal imparatorluklarının yaşamsal fonksiyonlarından bahsettiler aslında. Hukuku örümcek ağını delen büyük sinekler gibi deldiler, keyfiyetlerine alet ettiler. Anayasa mahkemesini hoşlarına gitmeyen kanunları ve kuralları engelledikleri mabetleri haline getirip kanunlarla yapbozla oynar gibi oynadılar. Siyasetin efendiliği oyununda başrolü oynayıp halkı sadece izleyicileri ve alkışlayıcıları olarak gördüler beyaz jön-türkler. Bizleri laboratuar fareleri gibi görerek üzerimizde darbe ve ekonomik kriz gibi zehirli ilaçları denediler. Generaller senin uğruna ölmeleri için çocuklarımızı alırken bizden, kendileri kıyı köşelerde, masa başlarında, karargâhlarda darbe planları yaptılar. Darbe sevdalısı generallere eşlik eden gazeteciler, aydınlar ‘köşe başlarında’ saklanarak havayı puslandırdılar. Üniversite kapılarında başörtülü kızları beklettiler, copladılar, ikna odalarında zulme mahkûm ettiler. Cinsiyet, dil, din, ırk ayrımına tabi tutarak, adeta kast sistemini uygulayarak faşist yargılarla sırtımızda değnek kırdılar.
Müesses nizamın kollayıcıları ve bekçileri toplumda korku terörü üreterek sesimiz yutmamızı ve onların verdiklerine razı olmamızı istediler. Laikliği hayat üstü bir ideoloji gibi gösterip kendileri gibi düşünmeyen, yemeyen, içmeyen, yürümeyen, giyinmeyen ‘’örümcek kafalı laiklik imansızları’’nı fişlemekten çekinmediler. Laikliğe biat etmemizi, tapınmamızı istediler. Kemalist düzenin emelleri için sistemin goygoyculuğunu yaparak, irtica söylemleriyle toplumun inanç psikolojisini felce uğrattılar. Faşistlikle vatanseverlik kavramı arasına sınır koymadan başkalarını ötekileştirerek marjinal milliyetçiliğin körükleyicisi, lokomotifi oldular. Devlet suç islemez mavallarıyla devlet eliyle, jitem eliyle, öldürülmüş Kürtleri göz ardı etmeye çalıştılar. Vesayetçi anlayışla bizleri modern köleler haline getirmeye çalışıp, müstemlekeci zihniyetlerini ideolojik laflarla süsleyip yargıçları amellerine biat edenler haline getirmeye çalıştılar. Mahkemeleri sizinki-bizimki diye ayrıştırıp yargı içinde üs kurmaya çalıştılar. Cezaevlerinde, sorgu odalarında işkenceyle öldürdükleri insanların kanları her yerlerine bulaşmışken, masum katil rolünü oynadılar. Stalin usulü totaliter komünizmi faşist unsurlarla destekleyerek Kürtleri silah zoruyla ‘’millileştirmeye’’ çalıştılar. Kürtlerin bir dili, kültürü olduğunu inkâr ederek ayrımcılık yaptılar ve Kürt milliyetçiliğinin sivrilmesine neden oldular. Doğuyu ve Güneydoğu’yu yalıtılmış bölge yaptılar. Refah bir toplum, özgür bireyler, adil hukuk ve demokratik devlet hakkımızı gasp ettiler. Azınlığın çoğunluğa hükmettiği fotokopi demokrasiyi yaşatmaya çalıştılar.
Biz kimseden insan haklarını, adaleti, özgürlüğü, demokrasiyi istemiyoruz çünkü hak zaten kazanılmış olandır ve bizimdir. Demokrasi havarilerini istemiyoruz çünkü bizi hayatsızlığa mahkûm ederek demokratik olunamaz. Halka rağmen demokrasi çölde seraptır. Bu söylenenler yardım çığlığı değil bir gün hakkımızı onlara rağmen alacağımızın alamet-i farika’sıdır. Uyuyorduk uyandık. Artık dönüş yok, insanlığımızın hakkı neyse insanlığın çerçevesi içerisinde alacağız; onlar gibi illegal yollarla değil. Velhasıl sevgili ülkem, devlet bize yalan söyledi.
CENGİZHAN KONUŞ
|